Verimlilik Hamlesi

Konuya giriş yapmadan önce, birlikte tarihten bir alıntıya göz atalım.

Başkan Roosevelt bir konuşmasında şöyle diyordu:

“Milli kaynaklarımızı korumak, asıl büyük mesele olan 'milli verimliliğe' ulaşmak için sadece bir başlangıçtır.”

Ormanlarımızın yok olduğunu, su kaynaklarımızın tükendiğini veya topraklarımızın erozyonla kayıp gittiğini gözlerimizle görebiliyoruz. Ancak Roosevelt’in dikkat çektiği "insan kaynağının" verimsiz yönetilmesi, fiziksel kayıplar kadar göze çarpmıyor ve yeterince önemsenmiyor. Oysa beceriksiz ve yanlış yönlendirilmiş hareketlerin neden olduğu günlük verimlilik kaybı, maddi kaynak kayıplarından çok daha büyüktür.

Bugün her zamankinden daha fazla "nitelikli insan" arıyoruz. Fakat hepimiz dışarıdan eğitilmiş, hazır eleman bulma peşindeyiz. Verimlilik yolunda ilerlemenin tek yolu; başkalarının eğittiği insanları "avlamak" yerine, nitelikli insan yetiştirecek sistemli bir iş birliği kurmaktır.

Eskiden "Sanayici doğulur, olunmaz" denirdi. Gelecekte ise sistem öne çıkacak. Bu, büyük liderlere ihtiyaç kalmayacağı anlamına gelmiyor; aksine iyi bir sistemin ilk hedefi, "birinci sınıf" insan yetiştirmek olmalıdır.

Bu satırlar, yaklaşık 125 yıl önce Endüstri Mühendisliği'nin kurucusu Frederick Taylor tarafından yazıldı. ABD gibi bir gücün, henüz yükselişinin başındayken verimlilik ihtiyacını bu kadar net tanımlaması oldukça çarpıcı.

Peki, Verimlilik Nedir? 

En basit haliyle verimlilik; bir sürecin çıktısının, o sürece dahil edilen girdilere oranıdır. Ya girdiyi sabit tutup çıktıyı çoğaltacağız ya da çıktıyı korurken harcanan kaynağı azaltacağız. Kavramsal olarak basit görünse de uygulaması oldukça zorlu bir disiplindir.

Özellikle bolluk dönemlerine alışmış toplumlarda konfor alanından çıkmak zordur. Ancak gerçek bir tehlike veya kriz kapıya dayandığında "şapkamızı önümüze koyup" düşünmeye başlarız. İşte o an; alışkanlıklarımızı, yaşam tarzımızı ve çalışma kültürümüzü sorgulama vaktidir.

Türkiye İçin Kritik Viraj 

Ülkemiz 1990’ların ortasında Gümrük Birliği süreciyle karşılaştığında, öncü kurumların çoğunda "Toplam Kalite" hareketi başlamıştı. Benim de içinde yer aldığım, Türkiye'nin en önemli topluluklarından birinde; müşteri ve çalışan memnuniyetini, kaliteyi ve verimliliği merkeze alan bu büyük dönüşüm yaklaşık 10 yıl sürdü. Bu harekete uyum sağlayanlar büyüdü gelişti, önemsemeyenler ise tarihin tozlu raflarında yerini aldı.

Bugün yine 30 yıl önceki gibi bir yol ayrımındayız. Şirketlerimiz global arenada varlığını sürdürebilmek için ya başta Çin olmak üzere tüm rakipleriyle mücadele edecek bir verimlilik hamlesine kalkışacaklar ya da eyleme geçmeden acı sona razı olacaklar. Bu hamle; yönetim kurulunun talep ve desteği, icra ekibinin gönülden inanmışlığı ve kendini bu amaca vakfetmesi ile hayata geçebilir. 

Bir sonraki yazımızda bu hareketin "nasıl" yapılacağına odaklanacağız. Şimdilik sizi şu soruyla baş başa bırakıyorum:

Böyle bir hamleye hazır mıyız?

Daha Fazla Daha Az